Kıymetini bilmediğimiz şeyler…

 

Mimar Sinan Sanat Üniversitesi öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. Hülya Dışkaya bir sabah erken kalkmış ve Panayır Caddesine doğru yürümeye başlamış. Oradaki yıkılmaya terk edilmiş eski bir eve girip içeride birkaç fotoğraf çekmiş. Çektiği fotoğrafları bana da verdi. Fotoğraflarda göbekli ve süslü bir tavan ve ahşap dolaplar görünüyor.

 

Gerçekten çok hoş bir evmiş. Dışarıdan bakınca kimse böyle bir evde böyle özenli süslemelerin olacağı tahmin etmez. Bu fotoğrafları facebook’ta paylaştık. Güzellikten anlayanlar paylaşımın altına “Kıymetini bilmediğimiz şeyler” diye yorum yapmış.  Evet, kıymetini bilmediğimiz o kadar çok şey var ki, saymaya kalksak sayamayız. Ama eski evler söz konu ise kıymetini bilmeye başladığımızı söyleyebiliriz.

 

Geçenlerde başrollerinde Jack Nickolson ve Morgan Freeman’ın oynadığı “Şimdi ya da asla” filmini izledim. Çok etkilendim. Biri çok zengin ve beyaz, diğeri yoksul ve siyah zıt karakterli iki yaşlı, kanser olduklarını olduğunu öğrenirler. Doktorları onlara doksan gün ömür biçer. Birbiri ile anlaşamayan bu iki ihtiyarı hayat anlaştırır ve biri vakit bulamadığından diğeri parasızlıktan yapmak isteyip de yapamadıkları şeylerin listesini yaparlar. Sonra hastaneden çıkıp listesini yaptıkları şeyleri bir, bir yapmaya başlarlar. Afrika’da safari, uçaktan paraşütle atlama, Monako’da kumar oynama, dağa tırmanma gibi bir sürü şey...

 

İnsan bu filmi seyrederken aynı durumda ben olsam, günlerim sayılı olsa, ne yapardım, nereye giderdim diye düşünüyor.

 

“Bizim günlerimiz sayılı değil ki!”

 

Hayır, hepimizin günleri sayılı… Hepimizin…

 

Evet, 90 gün değil ama günlerimizin kıymetini bilmiyoruz.

 

Üç arkadaşımı yıllar önce kanserden kaybettim. İki arkadaşım beklenmedik şekilde kazada öldü.  Şu günlerde Tarık Akan da tam benim yaşımda bu dünyayı terk edip gitti.

 

Üç ay, üç yıl ya da 13 yıl da olsa günlerimiz sayılı.

 

Kıymetini biliyor muyuz?

 

Hayır.

 

Günlerimizi gün gün yaşayabiliyor muyuz?

 

Hayır.

 

Önümüzde sayısız ay, yıl, gün olduğunu sanıyoruz.

 

Yaşamayı hep erteliyoruz. Erteleye erteleye yaşlanıyoruz. Gereksiz gerginliklerle, üzerimize vazife olmayan şeylere üzülmekle sayılı günlerimizi telef ediyoruz.

 

Hâlbuki gün bu gün… Ağrı-sızı-sancı çekmediğimiz gün. Böyle günleri ilerde çok arayacağız. Bazı geceler sabah olmak bilmeyecek. Bazı günler belki ölümü bile isteyeceğimiz anları uzun uzun, ince ince yaşayacağız.

 

Gelecek günlerin bize ne sürprizler hazırladığını bu günden bilmek mümkün mü?

 

Günümüzü karartacak, gecelerimizi çekilmez yapacak, kaçınamayacağımız hastalıklar yakamıza yapışmadan yaşayalım.

 

Sayılı günlerimizi, günlerimiz sayılı gibi yaşayalım.

 

Yapmak istediklerimizin hepsine paramız yetmeyebilir.

 

Yetenini yapalım.

 

Günü güzel yaşayalım.

 

Kendimizi de etrafımızdakileri de üzmeyelim.

 

Gençliğimizin pek kıymetini bilmedik, bari yaşlılık günlerimizin kıymetini bilelim.

 

Yahya Kemal’in dediği gibi bu son fasıldır.