Kur’an-ı Kerim…

Kur’an’ı Kerim Rabbimizin bize indirmiş olduğu, okunup, anlaşılması ve hayata tatbik edilmesi gereken hayat nizamıdır.  İçinde yazan teorik bilgilerin insan ve sosyal yaşantı ile pratikleştiği ve yaşayanlara yönelik dünyevi ve uhrevi izahatların yapıldığı açıklayıcı, mucizevi, ilahi bir beyan…

Rabbimizin “Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün…” (Haşr 21) ve “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.” (Ahzap 72) şeklinde açıkladığı ve bu açıklama ile insana yüklenen mesuliyetin arttığı; insanoğlunun bu mucize kitabı anlamak ve yaşamak için görevlendirildiği bu vazifeyi yerine getirdiğinde en şerefli varlık, tersi olduğu zaman ise en aşağılara ineceği anlatılan Kitap…

Başka bir ayette insana yüklenen sorumluluğa işaret edilerek “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!” (Kıyame 36) şeklinde uyarılan ve bir nevi görev yüklemesi yapılan da şerefli bir varlık olarak yaratılan insandır.

Sayılarını artırabileceğimiz bu ve benzeri ayetler bize gösteriyor ki Kur’an insana hitap etmektedir ve insan için indirilmiştir. O halde bu mucize kitabı anlamak, anlamaya çalışmak ve yaşamak her Müslümanın görevidir.

Okumayı öğrenmeli, ondan sonra anlamaya çalışmalı ve yine ayetin dili ile söyleyecek olursak “…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.”(Rad 28) ondan sonra da dünyevi ve uhrevi mutluluğa ulaşmak için çalışmalıyız.

Lakin, Kur’an’ı anlama konusundaki eksiğimiz ortada iken ne yazık ki Kur’an okunurken, dinleme hususunda da büyük hatalar yapıyoruz. Bir taziyede, düğünde, toplantıda veya herhangi bir etkinlikte açılışı Kur’an ile yapmak çok güzeldir.

Bunu yaygınlaştırmalıyız. Hatta misafirliklerde, her türlü toplantılarımızda Kur’an okuyarak başlamayı ve bitirmeyi adet haline getirmeliyiz. Bu şekilde aynı zamanda Rabbimizin “Sana, Rabbinin Kitabı’ndan vahyolunanı oku!” (Kehf 27) ve “Ey İman edenler! Allah’ın adını sıkça anın” (Ahzap 41) gibi emirleri de yerine getirmiş oluruz.

Kur’an’ı Kerim okunurken onu dinlemek yine Rabbimizin emridir. “Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Araf Suresi 204) Ayette Allah’ımız öyle bir açıklama yapıyor ki bu ilahi emri duyanın, ayetler okunurken artık bir kelam etmesi bile büyük bir vebaldir. Yüce Allah Kur’an okunurken, “onu dinleyin ve susun” şeklinde net ve kati bir emir vermektedir. Bu aynı zamanda dinleyin ki düşünün; anlayın, anlamaya çalışın ve hayatınıza tatbik edin şeklinde de anlaşılabilir. Kula merhamet edilmesini de Yüce Allah Kur’an’ı susarak dinlemeye, anlamaya ve yaşamaya bağlamaktadır diyebiliriz.

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal 2)

Kur’an okunduğu zaman, ezan okunduğunda Allah anılır, dinleyen Mümin’in kalbi ürperir, gönlü açılır, kendinden geçer... Dinledikçe, anlamaya çalıştıkça; anladıkça, yaşamaya çalıştıkça ve yaşadıkça bu Müminin imanını artırır. Ve İnanan kimse öyle bir noktaya ulaşır ki sadece Rabbine güvenir, onun dışındakilerin fani olduğunu bilir, Hakk’ın dışında başka bir güce boyun eğmez; artık o kişinin her davranışı hayırlıdır, kıyamı, kıraatı, rükusu, secdesi lezzetli, hayatı anlamlıdır.

Kur’an’ı huşu ile dinleyen ve anlamaya çalışan Mümin “Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.” (Zariyat 55) ayetine binaen Kelamullah’tan başlayarak, Peygamber Efendimiz ve ulemanın değerli tavsiyelerinden öğüt almaya çalışırsa, onu evvela kendi bünyesinde, ailesinde, ortamında uygulamanın gayreti içerisinde olursa işte o zaman Allah o kula bildiği ile amel ettiği için bilmediklerini de öğretir. Çünkü Peygamber Efendimiz “Bildikleriyle amel edene bilmedikleri öğretilir.” buyurmaktadır.  

“Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır…” (Nahl 125). Kur’an’ı okuyan kimseye de önemli bir sorumluluk vardır. O kişi ne okuduğunun bilincinde olmalı. Okuduğunun ve söylediklerinin ağırlığını tavırlarında, yaşantısında göstermelidir. Nice medyatik hocalar var, ne yazık ki samimiyetsizlikleri tavırlarına, simalarına yansımış, popüler programcılık anlayışı onların söylediklerini de etkisizleştirmiştir. Bu tip insanların da tez zamanda kendilerine çeki düzen vermeleri gerekmektedir. Zira Yüce Allah Bakara Suresi 41. Ayette “…Ayetlerimi az bir karşılık ile satmayın…” buyurarak samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunanlara uyarıda bulunmuştur.

Müslümanlar olarak Kur’an’ın ölülerin değil de dirilerin kitabı olduğunu ve bunu bir hayat nizamı haline getirmemiz gerektiğini anlamamızın zamanı çoktan gelmiştir. Merhum Şair Akif’in dizeleriyle bitirelim:

“Halikın namütenahi adı var en başı Hakk

Ne büyük şey kul için Hakk’ı tutup kaldırmak

Hani ashab-ı kiram ayrılalım derlerken

Mutlaka Sure-i ve’l-Asr’ı okurmuş bu neden?

Çünkü meknun o büyük surede esrarı felah

Başta iman-ı hakiki geliyor sonra salah

Sonra Hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.”